full screen background image

SSM'nin At Heykelleri

Emirgan Atlı Köşk'te At Heykelleri

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, bahçesinde yer alan at heykelleri ve bu atlar nedeniyle kendisine verilen Atlı Köşk ismiyle özdeşleşmiştir.

Sabancı ailesine ait olan köşkün Atlı Köşk olarak anılmasına sebep olan ve bugün köşk binasının hemen önünde yer alan Şaha Kalkmış At heykeli, 1864 yılında Paris’te heykeltıraş Louis Daumas tarafından yapılmış ve Vor Thiebaut tarafından da bronza dökülmüştür. Paris’ten yola çıkan atın İstanbul’daki ilk adresi Büyükdere sırtlarındaki Abraham Paşa’nın çiftliği olmuş, ardından Mahmut Muhtar Paşa’nın Moda’daki Mermer Konağı’nın bahçesini süslemiştir. Mermer Konağın satışa çıkarılması üzerine konağı ziyaret eden Hacı Ömer Sabancı, bronz at heykelini çok beğenmiş ve satın alarak Emirgan’daki köşkünün bahçesine koydurmuştur.

Bugün Atlı Köşk’ün bahçesinde, ana kapı girişinde bulunan at heykeli ise, Hipodromdan Venedik San Marco Kilisesi’ne taşınan dört bronz attan birinin dökümü olup, Hacı Ömer Sabancı’nın Bossa Fabrikası’nın makinelerini ısmarlamak için Avrupa’da araştırma gezileri yaparken uğradığı İtalya’da, buhar kazanı fabrikası sahibi Mario Pensotti’nin, Milano yakınlarındaki Legnano’daki evinin bahçesinde görüp beğendiği at heykelinin kopyasıdır. Heykel, 1957 yılında Bossa Fabrikası’nın yeni makineleri arasında İstanbul’a gelerek Atlı Köşk’ün ön bahçesine yerleştirilmiştir.

Konstantinopolis Hipodromu'ndaki At Heykelleri 

Günümüz Sultanahmet’in At Meydanı olarak bilinen Hipodromun yapımına İmparator Septimus Severus (193-211) zamanında başlanmış, I. Constantinus (324-337) zamanında ise Roma’daki Circus Maximus örnek alınarak genişletilmişti. Hipodromun ortasında yer alarak yarış alanını ikiye ayıran spina ve Hipodromun güney ucundaki, yarım yuvarlak sphendone pek çok anıt ve heykelle süslenmişti. Bu anıtlardan spina üzerinde yer alan Dikilitaş, Örme Sütun ve Burmalı Sütun bugün de Sultanahmet’te varlığını korumaktadır. Diğer heykeller ise tahrip edilmiş veya yerlerinden sökülerek taşınmış olmalıdır. Hipodromu süsleyen anıtların en ünlüsü ise, Quadriga adı verilen zafer arabasını çeken dört bronz at heykelidir.

Geçmişte Hipodromun kuzey cephesinde yer almış olan Bronz Atlar’ın Konstantinopolis’teki varlığından ilk kez, 10. yüzyılın sonlarına ait Patria Sive Origines Urbis Constantinopolitanae adlı anonim eserde söz edilir. Bu eserde, bu dört altın kaplama atın II.Theodosius (408-450) zamanında Sakız Adası’ndan getirtildiği belirtilir.

Ortaçağ’da da pek çok gezgin Hipodromdaki anıtlardan ve at heykellerinden söz etmiştir. 12 ve 13. yüzyıllarda yaşamış olan Bizanslı tarihçi Nicetas Choniates, I. Manuel Komnenos (1143-1180) döneminde Hipodrom kulesinin üzerinde altın yaldız dört bronz atın bulunduğunu yazmaktadır. 15. yüzyılda Konstantinopolis’e gelen Floransalı seyyah Christophore Buondelmonti, Hipodromda bulunan ve “Venediklilerin, üzerindeki yaldızlı at heykellerini kendi vatanlarına götürerek San Marco kilisesine yerleştirdikleri dört sütundan” bahseder. 1432-33 yıllarında Bourgogne dükü Philippe le Bon’un elçisi olarak Konstantinopolis’e gelen Bertrandon de la Broquiere, üstlerinde bir zamanlar bronz at heykellerinin bulunduğu sütunlardan söz eder ve atların artık Venedik’te olduğunu söyler. Gerçekten de, Bronz Atlar, 1204 yılında düzenlenen Dördüncü Haçlı Seferleri sırasında Venedik’e götürülmüştür.

At Heykelleri Venedik’te 

1204 yılında, Haçlılar Konstantinopolis’i ele geçirdiklerinde şehri yağmalamış, birçok sanat eserini tahrip ederken, bazılarını da Avrupa’ya götürmüştür. Günümüzde Sultanahmet’inde At Meydanı olarak bilinen Hipodromdaki dört at heykeli de götürülen bu eserler arasında yer almıştır. Dördüncü Haçlı Seferlerinde ve Konstantinopolis’in ele geçirilmesinde büyük rol oynayan Venedik Doçu Enrico Dandolo, bu at heykellerini kendi şehri olan Venedik’e yollamış ve heykeller şehrin koruyucu azizi olan San Marco’ya adanmış olan kilisenin batı cephesindeki orta kapının üzerine yerleştirilmiştir.

San Marco Kilisesi’nin dış cephesi ilk yapıldığında sade bir görünüme sahipken, Venedik’in Konstantinopolis’e karşı kazandığı zaferin ardından heykeller, mozaikler, sütunlar ve mermer kaplamalarla zenginleştirilmiştir. Kilise cephesinin yeni görünümü, adeta Venedik’in Dördüncü Haçlı Seferleri ile Akdeniz’de kazandığı büyük gücü ilan etmektedir. Kilisede Konstantinopolis’ten getirilen ganimetlerin kullanılmış olması, yeni görünümün 1204 zaferiyle bağlantılı olduğunu gösterir. Bu ganimetlerden en ünlüsü Bronz Atlar’dır.

1797 yılında Napoleon Bonaparte’ın Campo Formio antlaşmasıyla Venedik’i Avusturya’ya vermesiyle, Fransızlar Venedik’i terk etmeden önce şehre ait pek çok eseri yanlarına alarak ülkelerine götürmüşlerdir. Dört at heykeli de bunların arasındadır.

Roma imparatorluk geleneğine hayran olan Napoleon’un isteğiyle dört at heykeli, Paris’teki Carrousel Zafer Takı’nın üzerine yerleştirilmiştir. 1815 yılında Napoleon’un yenilgisini perçinleyen Viyana Antlaşmasıyla, at heykelleri Venedik’e geri verilerek San Marco Kilisesi’ndeki eski yerlerine konulmuştur. 1975 yılında, kilise cephesine bu atların kopyaları yerleştirilmiş, orijinalleri ise doğal şartlardan korumak amacıyla Venedik San Marco Kilisesi içindeki Museo Marciano’ya taşınmıştır.

Quadriga’nın Atları 

Latincede dört anlamına gelen quattuor kelimesinden türemiş olan quadriga, dört at ile çekilen arabadır. Quadriga, Roma İmparatorluğu'nun simgesi haline gelmiş olan zafer taklarının üzerine yerleştirilirdi. Bu, Roma Senatosu'nun uyguladığı bir gelenekle de bağlantılıydı. Büyük bir zafer kazanan kumandanın şerefine Senato tarafından düzenlenen büyük geçit alayına kumandan, beyaz atların çektiği süslü bir zafer arabası ile katılırdı. Quadriga, bir şekilde kazanılan zafere işaret ederdi.

Hipodromun, quadriga yarışlarının yapıldığı alan olması da, bu heykellerin neden buraya konulduğunu açıklamaktadır. Şüphesiz, bu quadriga, Hipodrom için büyük önem ve sembolik bir anlam taşıyordu.

Venedik’e götürülerek San Marco kilisesinin cephesine yerleştirilen bu quadriga’nın Hıristiyanlar için farklı bir anlamı olmuştu. Quadriga’nın sürücüsü İsa ile, arabanın dört atı ise İsa’nın öğretisini dünyaya yayan dört İncil yazarı ile özdeşleştirilmişti. Böylece quadriga, askeri, siyasal ve dinsel bir anlam kazanmıştı. Antik Dönem kabartmalarında sıkça karşılaşılan quadrigaların antik Çağ’dan günümüze kalan tek örneği Konstantinopolis Hipodromundan Venedik San Marco Kilisesi’ne giden quadrigadır.

Quadriga’nın ve törenlerin parçası olan bu atların vücut oranları, belirli bir at tipine uymaz. Gövdeleri ve özellikle boyunları kısa ve kalın, bacakları uzundur. Ön ayaklarından biri yere basarken, diğeri havada adım atmaya hazırlanır gibidir. Ağızları açık olan bu atların kuyrukları bağlıdır.